Kediler Nasıl Evcilleşti?

Diğer evcil hayvanların aksine, kediler kendi kendilerini evcilleştirmişlerdir. Kediler kendi çıkarları için insanlara yakın olmayı tercih etmiştir. Onun bu doğal bencilliği, birçok kedi severin yakından bildiği gibi günümüzdeki kedi davranışının temelini oluşturur. Evcil kedi her ne kadar diğer evcil hayvanlar gibi uysal ve insana alışık olsa da bağımsız ve hatta vahşi olma özelliğini korumaktadır. Biraz daha ileri gidecek olursak kedilerin hala tam olarak evcilleştirilmediği ve evcilleştirme sürecinin devam ettiğini söylersek pek abartmış olmayız. Kediler yalnız yaşarlar, sürü hayvanı değildirler. Doğada sadece üreme mevsiminde bir araya gelirler. Bu nedenlerden dolayı kedinin insanlarla yakınlaşması köpek ve diğer hayvanlardan çok daha sonra olmuştur.

Her ne kadar evcil kedi ile ilgili gözlemler ve çalışmalar çok uzun zamandır sürmekte ise de evcilleştirme ile ilgili gizemli hava henüz ortadan kalkmamıştır. Bunun nedeni evcilleştirilmelerinden bu yana geçen sürenin uzunluğudur. Bu süre ise köpek için en az 12.000 yıl, kedi için 5.000 yıldan fazladır. Kedinin evcilleştirilmesi ile sonuçlanan faktörler açık olarak anlaşılamasa da, kedinin evcilleşmesinin Orta Doğu’nun verimli bölgelerindeki uygarlıkların dönemlerinde gerçekleştiğine inanmamızı sağlayan sebepler vardır. Daha açık bir deyişle tarımın ve yerleşik çiftçiliğin başladığı zamanlarda evcilleştirmenin ilk olarak başladığı düşünülmektedir. İsrail’de Jericho’danProtoneolitik Çömlek dönemi öncesi (M.Ö. 6000 M.Ö. 7000) Neolitik katmandan Felis silvestris libyca türüne ait kemik ve diş parçaları çıkarılmıştır ve M.Ö. 2000 yıllarına ait kedi kalıntıları, İndus Vadisindeki Harappa’da bulunmuştur. Ancak bu hayvanların evcilleştirilmiş olduğu hakkında kesin bir kanıt yoktur ve büyük bir olasılıkla yiyecek veya kürkü için öldürülmüş vahşi kedilerdir.


Kedi Mumyaları

Evcilleştirmenin temel aşamaları aslında çok basittir. Bunu kısaca söyle anlatabiliriz. Toprak insanları atalarının göçebe hayatını bırakmış, topraktan yararlanmayı öğrenmiş ve tarımsal topluluklar olarak yerleşik hayata geçmişlerdir. Bu toplulukların varoluşları tarım ürünlerine bağlıydı. Senede iki kez ürün almaları ve tüketim fazlası ürünlerin oluşması bunun depolanmasını zorunluluk haline getirmiştir. İlk zamanlar bu sadece ürünlerin sepetlerde saklanması şeklinde oluyordu. Bu ürünler fare, sıçan ve diğer kemirgenlerin dikkatini kısa sürede çekti. Bu şekilde kolay ve çabuk gıda bulabilen bu hayvanlar insanların bulundukları yerleşim yerlerini istila etti. Bunun sonucunda bu hayvanların doğal düşmanı olan kediler insan topluluklarının yakınında ilk kez görünmeye başlamıştır. Depolanan tahıllara çok büyük zararlar veren kemirgenlerin, kediler tarafından yendiğinin fark edilmesi insanlar için çok uzun bir süre almadı. İnsanlar, kediler tarafından yenilebilir ev artıklarını evlerinin yakınlarına bırakarak kedilerin dikkatini çekmeye ve onları çevrelerinde tutmaya başladılar. Kediler içinde bu eşsiz bir fırsattı böylece hem insanların verdiği yemekler hem de kendi avladıkları kemirgenler onların yaşamlarını kolaylaştırdı.

Sonuç olarak kedilerin düşmanlarının da insanlardan uzak durması ve insanların kedilerle yakınlık kurmaya çalışması bu ortak yaşamın temellerini atmış oldu.

Bu temel bilgilerden sonra kedinin ilk kez kimler tarafından evcilleştirildiği sorusuna cevap aramaya çalışalım. Günümüze kadar kediyi kimlerin evcilleştirdiği konusu ciddi spekülasyonlara neden olmuştur. Ancak araştırmacıların büyük çoğunluğu, tarihi belgelere dayanarak kediyi ilk olarak Mısırlıların evcilleştirdiğine inanırlar. Mısırlılar M.Ö. 3000 yılından beri yararlanabilecekleri vahşi hayvanları evcilleştirmede deneyimlidirler. Kedinin eski Mısır’da resmedilmesi de aynı tarihlere rastlamakla birlikte, araştırmacılar bunların vahşi ya da evcil oldukları konusunda kesin bir kanıta varamamışlardır. M.Ö. 2600 yılına ait olan Mısır tanrısı Ti’nin mezarında kedinin tasmalı olarak resminin bulunması, bu kedinin evcilleştirilmiş olmasa da en azından vahşi bir kedi olmadığını göstermektedir. M.Ö. 1900 yılına ait bir mezardan çıkarılan kedi kemiklerinin yanında küçük süt kaplarının bulunması, bu konuda daha inandırıcı bir delil olmaktadır. M.Ö. 1600 yılından günümüze kadar geçen sürede bulunan çok sayıda kedi resim ve heykelleri bu hayvanların tam anlamıyla evcilleştirildiklerinin işaretidir.


Tanrıça Bastet

Bir başka yazara göre yine Mısırlılar birtakım aşamalar sonucunda kediyi evcilleştirmiş ve benimseyip kabul etmiştir. Bu aşamalar şunlardır.

1 . Rekabet Dönemi (M.Ö. 7000 ve öncesi) :Vahşi kedilerin küçük memeli hayvanlar ve kuşlar için insanlarla olan rekabeti.

2 . Paylaşım Dönemi (M.Ö. 7000  M.Ö. 4 000) : Yarı vahşi kedilerin ilk yerleşim alanlarında, insanların çöpleriyle beslenmeleri dönemi.

3 . Evcilleştirme Dönemi (M.Ö. 2000  M.Ö. 1000) : Kedilerin dini amaçlar için tapınaklarda tutulma dönemi.

4 . Tam anlamıyla evcilleştirme Dönemi (M.Ö. 1000’den günümüze) : Kedinin dinden ayrı tutulması ve başka ülkelere yayılma dönemi.

Yukarıdaki bilgilerin ışığında kedinin ilk evcilleştiği yerin Eski Mısır ve ilk evcilleştirenlerin de Mısırlılar olduğu sonucunu çıkarılmaktadır. Bunda Mısırlıların kediyi kutsal saymaları, dini törenlerde kullanmaları ve onu tanrı olarak görmelerinin etkisi büyüktür. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, Mısırlılar birçok başka hayvanı da tanrı olarak görmüşlerdir. Bu şuna benziyor, günümüzde Hindistan’da sığırların kutsal olması sığırın Hindistan’da evcilleştirildiği şeklinde düşünmemizi gerektirmez. İnsanların kutsal olarak düşündüğü hayvanlarla ilgili birçok kalıcı görsel ve yazınsal eser üretmeleri doğaldır ancak daha önce belirttiğimiz gibi bunların ilk olarak evcilleştirilmeleri ile doğrudan bağlantılı değildir.

Kedi ile ilgili en iyi belgelerin Eski Mısır’da bulunmasına karşın Mısır’ın kedinin ilk vatanı olduğu söylenemez. Kedinin ilk evcilleştirilmesi ile ilgili bilgilerin hemen hepsi Eski Mısır’dan gelmektedir. Kedi başka bir yerde evcilleştirilmiş olabilir ama bununla ilgili olarak ta herhangi bir kanıt bulunamamıştır.

Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi bazı yazarlar da bu konuya ilişkin kuşkularını dile getirmişler; ancak bu görüşleri destekleyecek yeterli bulgu olmadığından söyledikleri şeyler tahminden öteye gidememiştir.

Kediler gerçekten Eski Mısır’da mı evcilleştirildi? Bu çalışmanın temel konusu bu soruya cevap aramak olmamakla beraber bizi bu konuyu araştırmaktan alıkoyacak hiçbir neden de yoktu. Bunun için daha önce kedinin evcilleştirme sürecinde anlatılan, insanların tarım yapmaları ile kedinin insanlara yakınlaşması süreci daha ayrıntılı olarak araştırılması gereği üzerinde durduk. Tüm arkeologların kabul ettiği gibi Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan Mezopotamya insanlığın tarım yaptığı ilk yerdir. Bu bölgede birçok uygarlık kurulmuştur. Bunlar içinde Sümerler ayrı bir yer tutar. Çünkü Sümerler M.Ö. 4000′ li yılların sonunda hemen hemen 6 bin yıl önce yazıyı bulmuşlardır. Arkeologlar tarafından ortaya çıkarılan ve çözümlenen on binlerce kil tablette; iktisadi, hukuki, idari, dini, sosyal yaşam, görgü ve gelenekleriyle ilgili edebi yapıtlar bulunmuştur. Sümerler yalnız yazıyı bulmakla kalmayıp hayatlarının her alanında yazıyı kullanmışlardır. Bundan yazılı tarihin Sümerlerle başladığı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu veriler doğrultusunda bizim bu uygarlığın bıraktığı yazılı eserlerde evcil kediye ait bir iz aramamız fikri ortaya çıktı.

1889-1890 yılları arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yapılan kazılarda bugünkü Bağdat’tan yüz elli kilometre kadar uzaklıkta olan eski Sümer şehri Nippur’da binlerce kil tablet ortaya çıkarılmıştır. Bu tabletler şimdi İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Philadelphia Üniversitesi’nde bulunmaktadır. Ayrıca birçok kaçak kazıdan elde edilen tabletlerde dünyanın birçok müzesinde bulunmaktadır.

Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesin’de Sümeroloji Bilim Dalının bulunması ve bu konuda az da olsa araştırmacıların olması, araştırmalarımızı kısmen kolaylaştırdıysa da kedi ile ilgili bir Sümer belgesine ulaşmak tahminimizden çok daha zor oldu. Dünyadaki ve Türkiye’deki Sümerologlar tarafından yapılan birçok çeviri ve açıklamalar araştırıldı ve sonunda kedi ile ilgili bir metne ulaşıldı. Bu metin, Sümerlerin M.Ö. 3000. Yılların ortalarında yazının öğretildiği ilk okullar olduğu düşünülen yerden çıkarılmış kil tabletlerde bulunuyordu. Sümer edebiyatında hayvanlar büyük rol oynuyorlardı. Metinlerde birçok hayvanla ilgili hayvan hikayeleri ve atasözleri bulunuyordu.

Edmund I. Gordon isimli bir araştırmacı memeli hayvanlarda kuşlar ve böceklere kadar varan 64 tür hayvanın yaşamı ile ilgili 295 atasözü ve hayvan hikayesini metinlerden toplayarak çevirisini yaptı. Edmund tarafından yapılan çevirilerde kedi ile ilgili iki atasözü bulunmaktadır. Bunlarda biri tam olarak aşağıdaki gibi çevrilmiştir:

Bir kedinin düşünmesi,

Bir firavun faresinin harekete geçmesi,

Kedi düşününceye kadar firavun faresi atlar.

Diğer metin ise tam olarak çevrilememiştir. Burada sepet taşıyan adamın arkasından giden ineği, kediye benzetmişlerdir.

İlk atasözünde adı geçen Firavun faresi (Herpestesichneumon) etçiller (Carnivora) takımının, misk kedisigiller (Veveridae) familyasından, 65 cm. Kadar uzunlukta, 40 cm. Kadar kuyruğu olan esmer, kahverengi, Avrupa, Kuzey Afrika ve Ön Asya’da yaşayan bir türdür. Evlerde, yılanları avlamaları için beslenirler. Kobra zehrine bağışık olmamalarına karşın, onların doğal avcılarıdır. Berberiler bunları evde kedi gibi beslerler. İspanya’da, Ön Asya’da ve İsrail’de yaygın olarak bulunurlar.

Sümerler, bu atasözünde kedilerin avlarına saldırmadan önce sabırla onu izleyerek uygun zamanı beklemelerinin aksine, firavun farelerinin avlarının üzerine hemen atladıklarını ifade etmektedirler. Yukarıdaki atasözünü daha önce anlatılan evcilleştirme teorilerine dayanarak yorumlarsak kedi ve firavun faresinin zararlı hayvanların yok edilmesi amacı ile Sümerler tarafından kullanıldığı sonucuna varabiliriz. Bu belgeye dayanarak, kedinin evcilleştirme sürecini ilk başlatan kavimin Sümerler olduğunu söyleyebiliriz. Bulunan tabletin M.Ö. 3000’li yıllara ait olması ve bunun bir atasözü olmasından dolayı, kedinin evcilleştirilmesi ile ilgili şimdiye kadar bilinen en eski belge olduğu ilk kez burada ifade edilmiş olmaktadır.

Türkiye’de Sümeroloji biliminin kurucularından olan B.Landsberger isimli bilim adamı, Mezopotamya Faunası isimli kitabında, Sümerlerin fare avcısı olarak kediyi kullandıklarını belirtmiştir.

Kedi ile ilgili arkeolojik bulguların araştırılması sırasında Anadolu’da da evcil kediye ait izler olduğu saptanmıştır. Ankara’nın doğusunda Yozgat yakınlarındaki Alişar’dan (Ankuva) çıkarılmış olan kedi başı şeklindeki bir kap M.Ö. 1740 yılına aittir. 4.318 cm derinliğinde ve 0,68 kg ağırlığındaki, kahverengimsi siyah renkteki ve parlak yüzeyli kedi başı kabının kenarlarında kulplar vardır. Rhyton diye anılan bu kaplar tanrıya içki sunmak için kullanılırdı. Bütün bu seramik eserler yerlidir, yani Asurlu tüccarlar Anadolu’da üretilen yerli kaplar kullanmışlardır.

Halen Ankara’da “Anadolu Medeniyetleri Müzesinde” sergilenen bu kedi başı rhyton Anadolu’da Asur Ticaret Kolonilerine (Karum) ait alanda bulunmuştur. Temelini Sümerlerin kurduğu Mezopotamya kültürünün Anadolu’daki uzantısı olan Asur Ticaret Kolonileri M.Ö. 2000 – 1800 yıllarında var olmuşlardır. Fotoğraflarda görülen bu kediyi günümüzdeki örneklerinden ayırt etmek oldukça güçtür. Mısır’daki örneklerle karşılaştırıldığında (Mısır resimlerinde görülen kediler çok daha ince yapıda olup yüz hatları çok daha keskindir) oldukça farklı bir yapıda olan bu kedinin Anadolu’ya özgü bir kedi olduğunu söyleyebiliriz. Bu kedilerin Ankara ve Van Kedilerinin ataları olması olasıdır.

Hazırlayan: S. Tarkan Özçetin

* Bu çalışma yazarın Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Hayvan Yetiştirme ABD’da yapılan doktora tezinden alınmıştır.

 

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*