Gezgin Kedi Bosna-Hersek’te

Evliya Çelebi’nin acaba bir kedisi var mıydı? Ya da onca gezip gördüğü yerlerin kedilerini hiç yazdı mı? Şimdi nereden çıktı bu Evliya Çelebi merakı dediğinizi duyar gibi oluyorum. Cevap soruda gizli: kedi merakı…

Evliya Çelebi’nin acaba bir kedisi var mıydı? Ya da onca gezip gördüğü yerlerin kedilerini hiç yazdı mı? Şimdi nereden çıktı bu Evliya Çelebi merakı dediğinizi duyar gibi oluyorum. Cevap soruda gizli: kedi merakı… 19 Ağustos 1630 gecesi, rüyasında gördüğü Hz. Peygamberin elini öperken heyecanlanıp “Şefaat ya Resulallah” diyecek yerde “Seyahat ya Resulallah” diyerek kendi geleceğine farklı bir kapı aralayan garip bir gezgin, tam kırk yıl boyunca bütün Osmanlı coğrafyasını adım adım dolaştı. Kimi zaman han odalarında menakıb dinledi, kimi zaman da çarşıların kalabalığına karışıp değişik kültürlerin insanlarıyla tanıştı. Zengin konaklarına misafir oldu; dağ başlarında, terk edilmiş kalelerde bir ateşin etrafına toplanmış bozkırlarla dertleşti. Liman kentlerine uğradı; yıkık surları adımlarıyla ölçtü, binbir çeşit nesneyi elleriyle tarttı. Kervanlara katılıp hayallerin ötesine yürüdü. Çağlar öncesinin kralları, sultanları sanki onun arkadaşıydılar; öykülerini anlattılar, kıssadan hisse verdiler. O, bütün bir Osmanlı geleneğinin zamanı ve mekanı aşan hafızası idi. Asıl adı bilinmiyor; ama dünya onu Evliya Çelebi olarak tanıdı. (*)

Hani bazı ülkeler, şehirler vardır. Kitaplarda okumak, filmlerde izlemek, kedi sahiplerinin anlattıklarını dinlemek yetmez…

Son birkaç aydır bizim turuncu saçlı kadın hep bu gezginin kitaplarını okuyor… Okuyor, notlar alıyor ve biz yola çıkıyoruz. İşte bu yolculuklardan birisinde durağımız Bosna-Hersek oldu. Kışa merhaba demeye hazırlandığımız şu günlerde hadi oturun evin en sıcak köşesine başlayın anlatacaklarımı dinlemeye. Hani bazı ülkeler, şehirler vardır. Kitaplarda okumak, filmlerde izlemek, kedi sahiplerinin anlattıklarını dinlemek yetmez… Gidip tarih kokan sokaklarında yürümek, köprülerinden geçmek, gün batımlarını bir tepeye çıkıp uzun uzun seyretmek, köşe başında kurulmuş semt pazarından alışveriş edenlerin arasına karışmak, oraların kedileriyle yaşamak gerekir. İşte Bosna-Hersek, kedi merakımızı sonuna kadar doyuracak bir Balkan ülkesi… Bosna-Hersek’te ilk durağımız ülkenin başkenti Saraybosna, nam-ı diğer Sarajevo. Ara sokaklardan birinde tanışıp, bir restoran masasının altında uzunca lafladığım ve mamasına ortak olduğum tekirin anlattığına göre bu şehir birçok tarihi olaya tanıklık etmiş. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına neden olarak gösterilen Arşidük Franz Ferdinand’ın öldürülmesi, 1984 Kış Olimpiyat Oyunları ve Bosna Savaşı sırasında neredeyse üç buçuk yıl süren amansız kuşatma aklımda kalanlar… Şehrin tam ortasından bir nehir geçiyor. Bu nehrin adı Miljacka. Nehir üzerinde irili ufaklı köprüler var. Bu köprülerden en meşhuru Latin Köprüsü. İşte Birinci Dünya Savaşı’nı tetikleyen olayın gerçekleştiği adres burasıymış.

O günlere ait merak ettiğiniz her şeyi köprünün hemen yakınında bulunan müzeyi gezerek öğrenebilirsiniz. Turuncu saçlı kadın ve bizim adam müzeye girince artık tek başıma dolaşmaya başladım… Şimdi yeni arkadaşlar edinme zamanı! Rengarenk eski bir tramvayın önünden koşarak karşıya geçip, köprünün biraz ilerisindeki küçücük beyaz badanalı yapıya vardığımda kapıda güneşlenen iki sarman karşıladı beni. Uzun uzun koklaşıp, tanışmamızdan sonra başladılar bu binanın hikayesini anlatmaya. Bugün kafe olarak faaliyet gösteren bu binanın adı İnat Kuca’ymış. İnat Kuca’nın sahibi inatçı mı inatçıymış. Kütüphane binasının yapımı sırasında civardaki bazı evlerin yıkılması gerekiyormuş. Evler yıkılacak, o evlerden çıkanlara yeni ev verilecekmiş. İşte bu evlerden birinin sahibi “ben çıkmam da çıkmam evimden” diye inat etmiş. Devletin ileri gelenleri onca dil dökmüşler ama bir türlü ikna edememişler. Gel zaman git zaman yumuşamış evin sahibi, ama bir şartı varmış: Evinin duvarlarındaki tüm tuğlalar teker teker sökülecek aynı malzemeyle nehrin tam karşısında kendisine bir ev yapılacak. Ev yıkılmış karşıya aynısı yapılmış, yeni evin adı da “İnat Kuca” kalmış. Saraybosna, yürüyerek, ara sokaklarında kaybolarak keşfedilecek bir şehir.

Şehrin mutlaka görülmesi gereken önemli tarihi mekanlarını da bu yürüyüşleriniz sırasında elinizle koymuş gibi bulursunuz. Tüm sokakların birleştiği nokta Güvercin Meydanı. Evet evet doğru duydunuz: Güvercin Meydanı… Ne o güvercinleri duyunca çok heyecanlandınız? Meydan kalabalık mı kalabalık, turistler, yerliler, çekim için gelen ekipler ve tabi ki güvercinler… Ben bu kadar çok güvercini şu kedi yaşımda hiçbir yerde görmemiştim. Ben diyeyim yüz siz deyin hadi üçyüz güvercin… Şehrin biz kediler için en eğlenceli yeri bu meydan. Onca güvercini görüp deliler gibi oradan oraya koşturmaya başlayınca semt sakini kedilerin özellikle de dişilerin epey bir ilgisini çektim. Şehre yeni gelen şaşkın her gezgin kedinin aynı şeyi yapmasına uzun bıyıklarının altından manalı manalı gülümseyen Bosna-Hersek’in kedileri… Hepinizi buradan saygıyla selamlıyorum” mauuuuu…”

Meydanın ortasında yeniden yapılmış ahşap bir çeşme, meydana açılan sokakların her birinde ise el emeği göz nuru ürünlerin satıldığı minik dükkanlar var. Her sokak başında meşhur Boşnak börekçileri. Boşnak böreği… Hani ucundan bir lokma tadına bakayım diye başlayıp “hadi biraz daha, azıcık daha” yiyeyim deyip ölçüyü kaçırtacak kadar muhteşem bir lezzet. Kıymalı içle hazırlanan böreğin üzerine yoğurt konuluyor. Ama ne yoğurt, kaymak tadında, krema kıvamında. Ve benim için bu geziyi unutulmaz kılan en anlamlı yiyecek köfte… Bu köfte için bile tekrar gelmek isterim buralara. Morica Han, Gazi Hüsrev Bey Camii ve Medresesi gezinirken durup soluklandığım mekanlar… Şehrin daha yeni olan bölümünde ise kafeler, restoranlar, dünyanın tanınmış markalarının satıldığı mağaza ve butikler ile şimdilerde büyük şehirlerin vazgeçilmezi olan alışveriş merkezleri bulunuyor. Yeni olan tarafta yürürken iki caddenin birbirini kestiği yerde sönmeyen bir meşale gördüm. İkinci Dünya Savaşı’nda yaşamlarını kaybedenler anısına konulmuş olan bu meşale gece gündüz sürekli yanıyormuş. Tarih kokan şehir Saraybosna’dan sonra Evliya Çelebi’ye kulak verip ülkenin diğer şehir ve kasabalarını bir araç kiralayarak dolaşmak iyi fikir… Dağların, tepelerin arasından, yemyeşil vadilerden ve bütün güzellikleri üzerinde yansıtan hani “su yeşili” dediğimiz türden nehir kıyılarından yapacağınız gezintide Mostar’a mutlaka uğrayın. Vezirler şehri Travnik, yeşillikler arasında tatlı bir huzur Fojnica ve zümrüt yeşili Neretva nehrinin kıyısında şirin mi şirin Poçitel’i de unutmayın. Bosna-Hersek’ten aklımda kalanlar şimdilik bu kadar… Turuncu saçlı kadın yine o kitabı aldı eline hadi ben onu dinlemeye gidiyorum, bakalım bir sonraki seyahat nereye?

Hazırlayan: Yeşim Özcan

* www.biyografi.net
fotoğraflar: Murat Solakoğlu

İlk yorum yapan siz olun

cevaplayın

Posta adresiniz yayınlanmayacak


*