Bir Hayvanı Sevmek Hepsine Aşık Olmaktır - Emek Ekşi

Bir Hayvanı Sevmek Hepsine Aşık Olmaktır - Emek Ekşi

Hayatı bir hayvanla paylaşanlar veya onlarla zaman geçirenler ile geçirmeyen insanlar arasında gerçekten büyük felsefi bir bakış açısı farklılığı oluyor. Bir insan yavrusu doğduğunda yavaşça çevresini anlamlandırmaya başlar; önce annesinin kokusu, sesi, babasının kucaklayışı ve diğer aile bireylerinin, tanıdık çevresinin ilgisi bebeğin zihninde şekiller çizer. Bir topluluğa ait olduğunu fark eder. Henüz kendini ifade edebilecek bir dil bilmediğinden çeşitli seslerle derdini anlatmaya çalışır. Sonra yavaşça kelimeler gelir, kelimeler art arda dizilerek cümleleri kurar. Küçük yavru insan, kendi türünün içinde iyice yerleşir ve dünyanın türdeşlerinden oluştuğuna dair olan inancı gelişmeye başlar ta ki kendisinden çok farklı bir canlıyla karşılaşana dek. Ne şanslı ki bir hayvanla büyüyebilen insanlar, onlar sevginin en saf halini erken yaşlarda tanıyabilmişler ve yüreklerinde muazzam bir coşku taşırlar.

İnsanın kendinden, kendi türünden başka bir varlığı aynı içtenlikle sevebilmesi, bunu öğrenebilmesi zaman alır. Fakat bana kalırsa bu elzem bir ihtiyaçtır. Aksi takdirde insan sevginin ne anlama geldiğini tam anlamıyla kavrayabilmiş sayılamaz…

Sevgi yapısı itibariyle biraz bencillik taşır. Sevdiklerimize zarar gelmesini istemeyiz; çünkü acı çekeriz. Fakat hayvan sevgisinde insan başka bir boyutta yaşıyor duygularını. Özellikle bir kedide! Kediler yapıları itibariyle mesafelidir, özgürlüklerine düşkün fakat sizinle hayatı paylaşmaktan bir o kadar memnun. Yalnızca kendilerini ifade ediş tarzları böyledir, buradan bizi umursamadıkları anlamını çıkarmak oldukça yanlış olur. Biz kediciler burada büyük bir sınav veririz; kedimizin bizi sevdiğine inanarak ve onun sınırlarına saygı göstererek… Çünkü kedici olmayan insanların gördükleri tek şey yakınlıktan hoşlanmayan, yalnız kalmayı yeğleyen canlılardır. Aslında ortak bir yaşam paylaşsalar, onların da fikirlerinin değişeceğinden eminim.

İnsanın, bir kedinin gırlamasıyla huzura ermesi günün bütün stresini alıp götürür. Örneğin ben klinikteyken yatar hasta bölümündeki kedilerle sohbet eder ve çok yakında toparlayacaklarını, elimizden geleni yaptığımızı söylerim. Bunun için dil bilmelerine gerek yok; onlarla evrensel bir şekilde anlaşırız. Bana bakarlar, gırlarlar, gözlerini yavaşça kırpıştırırlar. Yumuşak tüylerini okşar ve onları evlerindeymiş gibi hissettirmeye çalışırım. Çoğu zaman böyle bir güven hissinin ardından kalkıp yemeklerini yerler; tıpkı bizim dostlarımızla sohbet ettikten sonra bir anda sıkıntımızın biraz hafiflemesi gibi…

Bu his öyle güzeldir ki evdeki kedimden veya köpeğimden ayıramam hiçbir hayvanı. Sokakta ya da klinikte her bir canlı bana kedimi anımsatır. Sanki onlarca Susam, bana seslenmektedir. Eve geldiğimde anlarım, kliniktekilerin veya sokaktakilerin kendi kedimden hiçbir farkının olmadığını. Bir muhabbet kuşunun heyecanla atan yüreği, parmaklarımın arasında aynı şefkati uyandırır bende.

Fakat bu hisleri öğrenebilmiş olmayı, bunları duymayı asla kendi meziyetim olarak görmüyorum. Çünkü bunu bir öğretmenden öğrendim. Sevgili kedim, bana kalbimde hiç bilmediğim bir yeri gösterdi. Bunca zaman fark etmediğim bir alan… Bana nazikçe öğretti nasıl seveceğimi, bencil olmadan…

Bütün alkışlar, hayatımızdaki tüylü dostlarımıza, onlar bu dünyanın sevgi rehberleri, bizlere yol göstermek için gelen, dünyanın en sabırlı öğretmenleri…

22/01/2022

Keditörün Önerisi

Kediler Alemi

Hayvan Polisi Geliyor!

03.07.2020

“Çevre, Doğa ve Hayvan Koruma Şube Müdürlüğü”nün kurulması İçişleri Bakanı ...

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

29.10.2021

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde büyük Türk Milleti'nin kanı, canı ve sonsuz ...

Kış ve Kedi - Ahmet Özcan

01.03.2021

Bu hafta sonu da beklenen kar yağmadı. Kararsız bir hava. Kar yağıp yağmamakta kararsız. Ben ...